Makaleler

ABD’nin Küresel eğilimler Raporu ve çelişkileri

Aralık ortalarında ABD Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından yayımlanan “Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar” adlı rapor, burjuva-feodal basın tarafından gündeme getirildi. Her ne kadar raporun sahibi ABD’nin istihbarat alanında en yüksek makamı olsa da rapor herhalde bizim ülkemizin dışında pek ses getirmemiştir.

ABD burjuva medyası tarafından kısa haberlerle verilen raporun tartışılacak noktaları var ancak 5 yılda bir yayımlanan geçmiş raporlara şöyle bir baktığımızda ABD istihbaratının öngörülerinde ne kadar “kör” olduğunu görürüz.

Örneğin ilk raporun yayımlandığı 1997 yılında 2010 yılı için öngörülerde bulunan 1997 ve 2007 yılında yaşanan krizlerin sonucunun 1929’u hatırlatan bir durgunluğa doğru bir eğilim içerisinde olacağı öngörülememişti. İşin ilginci o yıllarda Davos ve Seattle’da bir araya gelen emperyalist devletler, bir krizin kapıda olduğu, 21. yüzyılın ayaklanmalar yüzyılı olacağı tespitini yapmışlardı. Acaba bu çelişkinin nedeni nereden kaynaklanıyor?

Soruyu unutmadan raporun öncellerine göz atmaya devam edelim. 2000 yılında yayımlanan “2015” raporunda bir önceki raporun teknolojik gelişmeleri yeterince değerlendiremediği öngörüsünde bulunarak, siyasi gelişmeleri değerlendiriyor.

Burada Çin’in yükselme eğilimi sorgulanarak olumsuzlanırken, Rusya’nın etkisinin gerileyeceği vurgulanıyor. Ne hikmettir ki Rusya, emperyalist dalaşa eski günlerini hatırlatırcasına geri dönüşü de bu tarihlerde yapıyordu. 2015’e birkaç yıl kalmışken, Maya kehanetinin “boşa düşmesi” gibi bir sonuçla karşılaşmamız pek şaşırtıcı olmayacaktır. 2004 yılında yayımlanan “2020 raporu” ise 2007 yılındaki küresel mali krizi gibi bir eğilimden bahsetmediği gibi ufak tefek aksaklıklar dışında “etkileyici büyüme hızının” devam edeceğini öngörüyordu. Günümüzde raporun zamanı ile “iyimserliğiyle” bilinen IMF’nin krizden çıkış öngörü zamanı çakışıyor.

Öyleyse yukarıda sorduğumuz soruyu hatırlayarak devam edelim: çelişkinin kökeni ne? Emperyalistlerin geçen yüzyılın sonlarına doğru tarihin sonunun geldiği söylemlerinin, kapitalizmin nihai zaferinin ilanının ne kadar “kof” olduğunu gösterircesine “normal zamanlardan” geçmiyoruz. Uzun bir dönemi tahminde emperyalist devletler güçlü bir sınıfsal bakışa sahipler. Bu yüzyıla, kapitalizm daha büyük bir yoksulluk dayatırken, daha fazla kâr elde etme güdüsünün toplumsal patlamalara zemin hazırlayacağının farkında. Bununla birlikte kapitalizmin eşitsiz gelişimi yasasınca, nasıl ki geçtiğimiz yüzyılda “güneş batmayan imparatorluğun” hegemonyası zifiri karanlığa gömülmüşse ABD’nin hegemonyasının da ömür billâh sürmeyeceğinin bilincinde olan emperyalistler, alttan alta birbirlerine “bıçaklarını” bilemekteler. Bu durumun ciddi toplumsal patlamalara, dahası toplumsal devrimlere yol açacağının farkındalar. Bundan kaynaklı da önümüzdeki yüzyıl için öngörüleri, kendileri açısından kargaşa olarak görülüyor. Ancak sorun bu “kargaşanın” ne zaman patlayacağını kestirmek. Yüzyıl için yapılan öngörüler 10-20 yıl açısından yapıldığında, kapitalizmin yapısal krizi kapıya dayanıyor. Bütün “bilimsel” öngörüler hatalı, defolu bir hale dönüşüyor. Çuvallamalar en üst kurumları da içerisine alıyor.

Peki, rapor neleri öngörüyor? Birçok şeyin yanında 2030 yılı açısından olumlu ve olumsuz öngörüleri var. Çin’in en büyük ekonomiye sahip olacağının tespitinin yapıldığı rapor, olumlu senaryo olarak Çin’in dünyanın yönetiminde ABD’ye katılmasını sunuyor…

En kötü senaryo ise küreselleşmenin sona ererek, emperyalistler arasındaki dalaşın boyutlanması. ABD, Çin’le aynı safta pozisyon alabilir mi, bunu bugünden kestiremeyiz, ancak tarihsel anlamda da sürekli kanıtlandığı gibi, önümüzdeki dönem de kapitalizmin yapısal krizinin derinleşmesine paralel, emperyalistler arasındaki kamplaşmanın/çatışmanın artacağıdır. Bu çatışma ise bölgesel savaşlardan, küresel bir savaşa dönme eğilimindedir. Bunun ne zaman gerçekleşeceğini de zaman gösterecektir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu